Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Herşey Bi tık yakında

Barış Akarsu

Baris Akarsu 29 Haziran 1979 da bir yaz çocugu olarak Zonguldakta dünyaya geldi. Annesi Hatice Hanim ve Babasi Selahattin Beyin ilk çocugu olan Barisin birde 1982 dogumlu Nesrin adinda kizkardesi vardir. Baris için ailesinin yeri çok farklidir özellikle Ali Dedesi nin yeri Baris için çok özeldir. Onun sayesinde küçük yaslarda denizciligi ve balikçiligi ögrenmis ve bu ikiside Baris in vazgeçilmezleri arasina girmistir. Bu yüzdendir ki Baligi ve ve deniz ürünleri çok sever hatta bu konuda da Denizden Babam Çiksa Yerim der


ilk Orta Lise egitimini küçük yaslarda yerlestikleri Amasrada tamamlayan Baris, çocuklugu ve ilk gençligini bu sirinmi sirin güzelmi güzel Karadeniz Kasabasinin kumsallarinda deniz ile içiçe geçirmistir. Lisedeyken Yelken sporuna da gönül veren Baris bu sporu Amasra Yelken Klübünde profesyonel olarak da yapmaya baslamistir. iyi bir çizer de olan Baris bu özelligini de Yelken Klüpte yelkenlilerin üzerine yaptigi amblemler ve çizimlerle de göstermistir.

Baris in müzik yolculugu ise çok küçük yaslara kadar dayanir. ilkokuldayken elinde blok flüt sokakta öyle dolastigini söyler. Ama esas müzikle tanismasi Amasraya gelen müzisyen abilerinden etkilenerek çalmayi ögrendigi klavye gitar ve mizikasi ile baslar. Barislarin evinde ise Ruhi Su Cem Karaca sürekli dinlenen sanatçilardir ki Cem Karaca nin Baris üzerindeki etkisi yadsinamaz bir gerçektir. Baris, o dönemlerde dinlemeye basladigi 70 lerin 80 lerin rock, hard rock ve heavy metal grup ve sanatçilarini hala dinlemeye devam eder ve onlarin yerinin bir baska oldugunu herzaman dile getirir.

Amasra kumsallarinda çok sevdigi denizle ve müzikle içiçe geçen bir gençlikten sonra hayat kavgasinin içine girerek çesitli isler yapan Baris Antalyada Animatörlük ve müzisyenlikten sonra Karadeniz Ereglisine gelerek burada 4 yil boyunca çesitli Barlarda, Yerel televizyon ve radyolarda programlar yapar. Ve Karadeniz Ereglisindeyken de pek çok insanin dikkatini çektigi o dönemlerde de istanbula gelmek ve müzik yasantisini burada devam ettirmek ve müzik adina egitim alarak kendini gelistirme istegi gün geçtikçe artarken ve bir sekilde istanbula gelmeyi düsünürken televizyonda gördügü Akademi Türkiye yarismasinin tanitim reklamlari dikkatini çeker, son dönemde tüm televizyon kanallarinda sikça yayinlanmakta olan yarismalara genel olarak karsi olan Baris önceleri bu yarismayla da ilgilenmez daha sonra Akademide verilecek olan egitim firsatlari dikkatini çeker ve 1. olmak ya da gündemde kalmak için degil bu egitimi alabilmek için Akademiye basvurur ama Türk Halki 7 den 77 ye degil 3 ten 99 a daha ekranlarda göründügü ilk gün Barisi çok sever. Barisin bu kadar sevilmesinin nedeni sesi ve karizmasi kadar insancilligi, duygusalligi, yapici tavirlari arkadasligi ve paylasimci olmasi ve içten tavirlaridir.

Hayat felsefesi olarak tam bir rocker olan ve bu sekilde yasayan Baris müzik tarzinida buna göre sekillendirmistir. Yarismaya girmesinden itibaren herkes Barisa Baris Manço ve Cem Karacanin velihati dese ve öyle görse de Baris konuyla ilgili her seferinde her iki ustayida çok sevdigini ve onlarin yerlerinin asla doldurulamayacagini ama bu söylenenlerden onur duysa da yine de kendi çizgisini ve tarzini olusturmak istedigini ve büyük üstadlarin da yasasalar kendisine ayni ögüdü vereceklerini hep dile getirmistir.

Baris 2004 Temmuzda Akademi Türkiye Yarismasini 1. olarak tamamlamasina ragmen malesef kazandigi hiç bir ödülü yarismayi düzenleyen kuruluslarin aralarindaki bir takim anlasmazliklardan dolayi alamamis ve bundan ötürüde bir ilke imza atmistir. Yarisma boyunca sürekli 1. olan Barisa Amasra ve Karadeniz Eregli halkininda destegi yadsinamaz. Onlarin kalbindeki yerinin her zaman bir baska oldugunu söyleyen Baris Final gecesi canli yayinla Karadeniz Ereglisine baglanildiginda kendisi için toplanan kalabaligi görünce göz yaslarini tutamamistir. Yarisma boyunca herhafta böyle güzel ve unutulmaz anlar yasamislardir Baris ve sevenleri.

Yarismadan sonra uzun süredir gelmeyi ve yasamayi düsündügü istanbula yerlesmis ve müzik çalismalarina burada devam etmistir. Akademiden hemen sonra yurdun dört bir yaninda sayisi 100 ü geçen çesitli konserler vermistir. Her konserinde bir öncekinden daha da devlestigi sahnede canli performansinin muhtesemligi ile kendisini dinlemeye gelen herkesi büyülemistir. Herkesin ortak bir görüsüde günden güne konserden konsere muhtesem bir performansa sahip oldugudur. Ayrica katildigi hiç bir tv programinda playback yapmamis her zaman canli söylemeyi tercih etmistir. Bu konudaki hassasiyetini 1 Eylül Dünya Baris gününde Bodrum Kalesinde göstermis olup sahneye çikan herkesin playback yaptigi bir organizasyon olmasina ragmen çiplak sesle enstrüman olmadan GEL GÖR BENI AsK NEYLEDi yi söylemis ve kaleyi inletmistir.


Baris 14 Ocak 2005 te Seyhan Müzik ten Sedar Öztop un prodüktörlügü ile yaptigi ilk albümü Islak Islaki piyasaya çikarmistir.Bu albümden ayni yil içerisinde Islak Islak, Kimdir O ve Amasra parçalarina klip çekmis ve bunlar televizyonlarda müzik kanallarinda yayinlanmistir. içinde bulundugumuz su siralarda yani Ocak 2006 da da Mavi parçasinin klibi Tv kanallarinda gösterilmeye baslanacaktir. Herkesin kliplenmesini en çok istedigi parçalardan Gel Gör Beni Ask Neyledi parçasina 2. albümünü çikardiktan sonra bile olsa mutlaka klip çekmek istedigini söyleyen Baris in yarismanin ilk günlerinden beri olusmus olan bir fanclupi vardir. Bu fanclupin adi B.A.G olup açilimi Akademi günlerinden kalmadir Baris i Anlayanlar Grubu dur.

içinde bulundugumuz su günlerde 2. albümün hazirliklarina baslayan Baris albüm için yogun bir çalisma dönemine girmistir. Bu albüme söz ve müzigi kendisine ait eserlerde koymayi düsünen Baris bu konuda da çalismalarini devam ettirmektedir.

CEM KARACA

Anadolurock müzik ekolünün önemli temsilcilerinden Cem Karaca'yı 2004 yılında kabettik. Cem Karaca'yı bu kadar erken kaybetmiş olmak Türk müziği için büyük bir kayıp. Özal tarafından affedilip Türkiye'ye geri döndükten sonra kıymetini bilmemiş olsak da, Türk müziğinin dünyada en iyi tanınan temsilcilerinden biriydi Cem Karaca. "Progressive Rock" meraklıları dünyanın dört bir yanında Cem Karaca'nın plaklarını koleksiyon malzemesi olarak toplamaya devam ediyor. Biz de Cem Karaca'yı ölüm yıl dönümünde sevgiyle anıyoruz.

***

Türk popunda yaprak dökümü sürüyor. Büyük bir mücadele vererek pop müziğin temellerini atan 60'lı kuşak bir bir terketmekte bizi. Barış Manço ve Fikret Kızılok'tan sonra Cem Karaca'yı da kaybettik.

Çok erken bir veda bu; hala çok aktif biriydi Cem Karaca ve daha yapacağı bir dolu şey vardı: Projeler, albümler, konserler… Ama hayat bu, insana çok az seçme şansı veriyor işte. "Resimdeki Gözyaşları"nın, "Dadaloğlu"nun, "Kavga"nın, "Tamirci Çırağı"nın yaratıcısı artık yok ve eksikliği kolay kolay da telefi edilecek bir şey değil. Tıpkı Barış Manço'da, tıpkı Fikret Kızılok'ta olduğu gibi. Tek tesellimiz şarkılar. Koca bir ömrün adandığı şarkılar.

Türk popunun en aykırı en taviz vermez isimlerinin başında geldi Cem Karaca. Müzik piyasamızın sağlam standartlara oturması için elinden geleni ardına koymadı. Gördüğü her başı bozukluğu anında protesto etti, karşısında durdu.

Belki de Cem Karaca ve benzerleri olmasa, bugünkü çapta bir müzik piyasasına hiç sahip olmayacaktık. Müziğe girişi çok daha erken bir tarihte olmasına rağmen, Cem Karaca'nın adı yaygın bir şekilde 1967 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışması ile birlikte duyuldu.

Cem Karaca ve grubu Apaşlar, o yılki yarışmada "Emrah" ile ikinciliği elde etmişlerdi. Cem Karaca'nın; yapımcıların, firma sahiplerinin, radyoların bildiklerini okuma tavırlarına teslim olmayacağı da hemen işin başında ve "Emrah" nedeniyle gözler önüne serildi.

Sanatçı, "Emrah"ın radyolarda fazla çalınmaması üzerine düşündüklerini bir bir yazmış ve yayınlanması için de, dönemin en kayda değer platformu olan Milliyet'in Müzik Klübü'ne göndermişti. Müzik Klübü'nün başında olan Doğan Şener de, tıpkı Cem Karaca gibi sağlıklı işleyecek bir müzik piyasasının oluşması için gayret göstermekteydi ve bu nedenle de Karaca'nın mektubunu derhal yayınladı.

10 Ekim 1967 tarihinde "Cem Karaca'dan Açık Mektup" başlığı ile yayınlanan bu yazıda, Karaca; İstanbul Radyosu ile sıkı ilişkileri olan Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal'ı kastederek; kimi söz yazarlarının "Türkçe söz yazılmış yabancı şarkılar"ı özel olarak kolladığını ve özgün şarkılara pek itibar etmediklerini söylüyordu: "Önce merhaba! Sonra da bir avuç dertleşme, söyleşme, dostça... TRT DJ'lerinin "Emrah"ı yalnızca dört defa çalıp, "Hudey" ve "Karacaoğlan"ı hiç çalmamaları üzerine.

Yabancı parçalara uydurma ve hiçbir değeri olmayan bir takım sözlerin yazılması ve bunların TRT listelerinde kurulmuş bir tekelleşmenin direkt etkisi sonucu yerleşip kalması ve biz Ulusal Türk Müziği diye çırpınırken, "iki yabanji" gibi sözlerle güzel Türkçemizin bile yabanji'leştirilmesi çok ilginç..." Bu mektuba, o zamanlar yalnızca İstanbul Radyosu'nun yapımcılarından Engin Arman cevap vermiş ve başkalarından hiç ses çıkmamış olmasına rağmen, kısa bir zaman sonra "Emrah" ve benzeri şarkıların radyolardan daha çok duyulması nedeniyle Cem Karaca'nın protestosunun yerini bulmuş olduğu anlaşıldı. Her şeyi oluruna bırakmak bir çözüm değildi ve işte Cem Karaca'nın bu tavrı ile bunu herkes de görmüştü.

BU SON OLSUN
Sonraki yıllarda, Türk popu Cem Karaca'sız hiç olmadı. Plaklar arka arkaya çıktı ve her plak ya da şarkı ile Cem Karaca'ya bağlananların sayısı arttı. Her konserinin başında tekrarladığı "Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar" cümlesi büyük çoğunluğun ağzında bir slogan haline geldi ve şarkıcının yalnızca bir müzisyen olarak değil bir "bilge kişi" olarak da bağırlara basılmasını sağladı.

12 Eylül günlerinin mecburi Almanya ikameti bile Cem Karaca'ya duyulan sevgi ve hayranlığı yok edemedi. Döndüğünde bir parça yorgun, bayağı kafası karışıktı ama yıllar sonra memlekete dönülmüş olmasının şaşkınlığı atlatıldıktan sonra her şey de yerli yerine oturacaktı. Oturdu da.

Her zaman "daha aydınlık, daha özgür" bir dünya düşlemişti sanatçı ve hala da aynı özlemle yanıp tutuşmaktaydı. Cem Karaca üzerinde bir "Özal etkisi" arayıp bulma konusunda tez gönüllü davranmış olanlar, çok sonra mahçup olmak durumunda kalacaktı.

Yerinden yurdundan yıllarca sürülmüş durumda yaşamanın ne olduğunu hiç bilememiş olanlar Cem Karaca ve benzerlerini hiçbir zaman anlayamayacak, "ne ve nasıl olursa olsun" çocukluğuna – gençliğine dönebilmenin altında başka şeyler arayacaktı.

Arayacak ama bulamayacaktı. Çünkü Cem Karaca, döndükten sonra da müzisyenliğini konuşturmuş ve işe kaldığı yerden devam etmişti. Türk popunun en güzel üç şarkısından biri olan "Resimdeki Gözyaşları" köprü vazifesini görecek ve yalnızlıktan – sıkıntıdan kavrulan genç kuşağa da Cem Karaca ismini ezberletecekti.

Cem Karaca'yı kaybettik. Ama Cem Karaca ve benzeri isimleri hiçbir zaman "temelli" kaybetmek diye bir şey bahis konusu olmayacak. Şarkılar her zaman her yerde çınlayacak. Çınladıkça da, "O bizimle" hissine kapılacak ve şarkılara eşlik etmeyi sürdüreceğiz.

BARIŞ MANÇO

Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alması ile birlikte Rumeliye göç etmiş ve Selanik'e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Selanik'de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul'a göç etmiştir. Mançozade'lerden Mehmet Abdi bey İstanbul'da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım'la evlenmiştir. Yıllar sonra Nimet Hanım, Barış Manço'nun "Gülpembe" şarkısının ilham kaynağı olacaktır...

Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile, soyadı kanunu ile birlikte "Mançozade" olan aile adlarını değiştirerek, "Manço" soyadını alırlar. Abdi bey ile Nimet Hanım'ın oğlu Hakkı Bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı Bey ile Rikkat Hanım'ın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 tarihinde doğan Mehmet Barış Manço'dur. Onlar, Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço olarak dört kardeştiler.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle "Barış" isminin kendisine verildiğini söylemektedir. Dönemin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat Hanım ile Hakkı Bey, Barış 3 yaşındayken ayrılırlar. Babasının yanında büyüyen Barış Manço'nun çocukluğu Kadıköy'de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesi'ne devam etmiştir. 10.sınıftayken babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak Şişli Terakki Lisesi'ne gitmiş ve oradan mezun olmuştur.

Barış Manço, aileden gelen yetenekle 2 yaşından itibaren şarkı söylemeye ve Ortaokul 2.sınıf öğrencisiyken de amatör olarak müzikle uğraşmaya başlamıştır. Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 tarihinde, önce Paris'e, oradan da Belçika'ya ağabeyi Savaş Manço'nun yanına gider. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede çok başarılı olmayan hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço, bu okuldan çok iyi bir derece ile; okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray Lisesi'nde başlayan müzik hayatı, Belçika'da da devam etmiştir...

Manço, 1969'da yurda döndüğünde, "Dağlar Dağlar" şarkısını yaptı. Bu şarkı, O'nun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri ile bir ekol oluşturmaya başladı. Barış Manço, insan ilişkileri konusunda çok iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki yıllarda da yaptığı bir röportajında; "Kendimi, toplumla diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görüyorum" diyecektir.

1971 yılında askerlik yılları başlayacaktır. Askerdeki ilk ayları; hem ani olarak askere alınması, diplomasına rağmen üniversite mezunu olmasının tartışılması, hem de saçlarının kesilmesi nedeniyle çok keyifli başlamadı. Askerliğini Polatlı'da Topçu asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar ve askeriyede bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü.

Askerlikten sonra yine bir süre Belçika günleri araya girmektedir. Barış Manço, sıradışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve şarkılarına çektiği klipler ile bizleri şaşırtmayı sürdürmeye devam eder. Sanatçı, görevinin biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı. Yıllar geçtikçe bu davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık...

Barış Manço, 18 Temmuz 1978'de Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde Lale Çağlar (Manço) ile evlendi. Bu konuda da topluma örnek olmayı başaran Barış Manço, evliliğinde de İstanbul geleneğini sürdürdü. Bu evliliği, Lale Manço da 1998 yılında yaptığı bir röportajda "Barış içinde 23 yıl" diye tanımlıyor. Çiftin evdeki birliktelikleri, iş hayatında da devam etmiştir. Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe, oğulları 19 Mayıs 1981'de Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984'de de Batıkan Zorbey katılır. Dünya çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söylemektedir. Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır.

Çocukları için en büyük öğüdü, yaptıkları işin en iyisini severek yapmaları gerektiğidir. Çocukları için tek kaygısının "adam gibi adam"lık konusunda olduğunu dile getiren Barış Manço, çocuklarının hangi mesleği yaparsalar yapsınlar, tornacı bile olabilirler ama kendi deyimiyle onlar için "Doğukan usta, öyle bir vida sıkar ki başka türlü sıkar" denmesini arzu ettiğini söylemektedir. O, doğu ile batının sentezini yapmıştı. O'na göre, doğunun herşeyi kötü, batının herşeyi iyi doğru bir kavram değildi. Oğullarına da Doğukan ve Batıkan isimlerini koyması, doğu ve batının barış içinde olması dileğinden kaynaklanmaktadır.

Barış Manço'ya göre, Türkiye'nin de bulunduğu konumun kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını ise, Japonya konserinde 20.000 Japon'un Türk bayrağı çıkartıp sallamasından televizyon başındaki 60 milyon insanın gözyaşları içinde izlemesi gibi heyecanlandığını ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede, "Japonlar beni sahiplendiler, milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD'lerimi alıyor, Japonlar bende doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiye'de bunun onda biri yapılmadı. Belçikada ise, onların ülkelerini tanıttığım için Liege Prensliği onur ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile gittik. Belçika'nın en büyük gazetesi birinci sayfada yarım sayfa ayırdı. Türkiye'de ise 40 yıllık sanat yaşamımda baş sayfaya çıkamadım" gibi bir serzenişte bulunmuştu. Ne yazık ki yıllar sonra baş sayfada bulunma nedenin "vefat" olması çok hüzünlü bir durumdu...

Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen Barış Manço, duygusallığı, seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken, kendi deyimiyle kuzey kutbunu da asla kaybetmediğini de sözlerine ekliyor. Manço; Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykoski'den etkilenerek, evinin dekorasyonunda da romantik çağı, 19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyılın başını yansıtan tarzı tercih etmişti.

Türkiye'deki en uzun ve en başarılı televizyon programlarını yaptı. 200'den fazla şarkısı O'na; 12 altın ve platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçe'ye çevrildi. Her ülkede şarkıları çok sevildi. Kongo'daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde "Domates Biber Patlıcan"ı söylerken, Kongoluların koro halinde şarkıya eşlik etmeleri şarkının evrenselliği hakkında bilgi vermektedir. Bu konuya başka bir örnek de Mısır'da yaşanmıştı. Barış Manço, Mısır Televizyonu'nda canlı yayında Dağlar Dağlar'ı Arapça söylemişti, bu programın sonunda Mısırlılar sokağa döküldüğü gibi, program da defalarca tekrarlanmıştı.

En büyük arzusunun ansiklopedilerde yer almak olduğunu söyleyen ve "Barış Manço Müzesi" kurmak isteyen Manço, "20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan bir Türk'üm, 20.yüzyılın Türk müziğini yapıyorum" demektedir. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço, 1991 yılında devlet sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi onursal doktora ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış ödülü, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır...

Barış Manço, 1999 yılında 31 Ocak'ı 1 Şubat'a bağlayan gece, geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir. Ancak, bu büyük sanatçı bıraktığı eserler ile her zaman Türk Milleti'nin kalbinde yaşayacaktır...

haluk levent in hayatı

26 Kasım 1968 yılında Adana'da doğdu. İlk ve ortaokulu Sabancı İlköğretim Okulu'nda okudu. Ortaokul sıralarındaki taklit yeteneği onu tiyatro çalışmalarına yöneltti. Liseyi Adana Atatürk Lisesi'nde okudu.

Haluk Levent'in tiyatro faaliyetleri lise yıllarında da devam etti. Liseden sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği'ni kazandı, bir yıl okudu fakat devam etmedi. Sonra Ankara Üniversitesi Bilgisayar programcılığı'nı kazandı ancak yine bir yıl devam etti. İkinci yılında Orta Doğu Üniversitesi Fizik Bölümü'nü kazandı yine devam etmedi. Bu kez Ankara Üniversitesi Muhasebe Bölümü'nü kazandı ancak ısrarla yine devam etmedi ve son olarak Bilkent Üniversitesi Dil Öğretim'e kaydını yaptırdı.

Bu arada ticaretle de uğraşan Haluk Levent işlerinin iyi gitmemesi üzerine İstanbul'a geldi. Özellikle Ortaköy'de barlarda çalışarak geçimini sağlamaya çalışan Haluk Levent 1992 yılının sonlarına doğru ilk albümü "Yollarda Bulurum Seni"yi Nokta Müzik'e yaptı ve o albüm 600,000 adet sattı. Bu albümle birlikte tanınan Haluk Levent sayısız hayır konserine çıktı. Buradan elde edilen gelirlerle yüzlerce insana dializ ve solunum makinesi aldı.

1989 yılında çekte tahrifat suçu işlediği gerekçesiyle 9 ay 15 gün cezaevinde yattı. Cezaevi günlerinde kendisini sevenlerin yalnız bırakmadığını söyleyen Haluk Levent cezaevi çıkışından sonra konserlerine devam etti.

Albümleri satış rekorları kıran Haluk Levent askere giderken "Yine Ayrılık" adlı albümünü çıkardı. Bu arada çevreci özellikleri ile de bilinen genç sanatçı destek amacıyla 11 saat sahnede şarkı söyleyerek kırılması güç bir rekor denemesinde de bulundu.

1999 Temmuz ayında Sezen Cumhur Önal tarafından mahkemeye verilen Haluk Levent Mektup adlı parçasının çalıntı olduğu iddiasıyla karşılaştı. İstanbul 9'uncu Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın son duruşmasında Sezen Cumhur Önal, Patricia Carli'nin şarkıyı, kendi yazdığı sözlerle Haluk'un doğduğu yıl olan 1968'de, Fransa'da Türkçe seslendirdiğini ve Haluk'un bu parçaya layık olmadığını söyledi.

Haluk Levent ise "Şarkının iki kıtası başkasının, kalan kısmı benim" diyerek kendisini savundu.
Aç Pencereni" isimli albümünü 2004 yılında müzik marketlere sunan Haluk Levent hala yardım konserleri vermeye devam etmektedir.

teoman ın hayatı

Kasım 1967'de Giresun Alucra'da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun. İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterini tamamlayan Teoman, ilk müzik grubu Indians'ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar bu grubun solistliğini yaptı. Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından, grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı.

1996 yılında Roxy'de gerçekleştirilen "Roxy Müzik Yarışması" nda, ilk solo albümünde de yer alan "Ne Ekmek ne de Su" ve "Yollar" isimli parçalarıyla "en iyi beste" ve "en iyi grup" ödüllerini aldı. Teoman 1996 yılında ilk albümü "Teoman"ı İstanbul Plak’dan çıkardı. 1998 yılında piyasaya çıkan "O" isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman, üçüncü albümü "Onyedi" de yine NR1 Müzik etiketini taşıyor. Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, "O" ve "Onyedi" isimli albümlerinde Prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı.


"O" isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural'ın unutulmaz bestesi "Gemiler"i ve üçüncü albümü "Onyedi" de yer alan Ajda Pekkan'ın klasikleşmiş şarkısı "Uykusuz her Gece"yi ve Bora Ayanoğlu'nun "O Yaz" isimli şarkısını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi. Teoman, müzik çalışmalarından arta kalan zamanlarında kitap okumayı, sinemaya gitmeyi, yazı yazmayı, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi ve müzik dinlemeyi seviyor.

  • Teoman
     
  • O
     
  • On yedi
     
  • Gönülçelen
     
  • En Güzel Hikayem

şebnem farah`ın hayatı

2 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış. Şebnem'in müzikle tanışmasında ailesinin çok büyük rolü olmuş. İlk okulda enstrüman ve solfej dersleri almaya başlamış. Şebnem'in ailesinde hemen hemen herkes müzikle içiçe ve evin her köşesinde enstrüman olduğu için müzik konusunda bilgili ve hazır olarak atılmış piyasaya.

İlk okul yıllarında mandolin kursu alan Şebnem okul orkestrasında da solistlik yapmış ve bugüne dek hayatını müzikle bağdaştırmış. Liseyi Bursa Gemlik'te "Özel Namık Sözeri Lisesinde" yatılı bir öğrenci olarak okumuş ve bu dönemler Şebnem'in kendisini tanımasına , tek başına ayakta kalmasına yardımcı olmuş.

Şebnem'in okul orkestralarında başlayan bu serüveni daha sonra küçük topluluklarla devam etmiş. Lise zamanlarında "Pegasus" adlı grubuyla beraber çalışan ama kafasında bir kız grubu hayali olan Şebnem, 80'lerin ortasında Bursa'da açılan bir stüdyo sayesinde Sedat abisiyle tanışmış ve bu hayalini 1988 yılında kurduğu "Volvox" grubuyla gerçekleştirmiştir. Müzik uğruna Odtü Ekonomi Bölümünü 2. sınıftan terk etmiş ve daha sonra İstanbul'a gelince "İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Ve Edebiyatı" bölümüne kaydolmuş.

1994 yılında "Volvox" grubunun dağılması sonucu Şebnem Ferah bireysel çalışmalarına başlamış. Rahmetli sanatçımız Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun keşfi sonucu Underground ortamdan daha Ferah bir ortama kavuşmuş.

Daha sonra "15 Kasım 1996 Cumartesi "günü "Kadın" adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu "Vazgeçtim Dünyadan" adlı parçasına çeken Şebnem, Rock müzik piyasasını yeni bir döneme soktu. Çıkışıyla büyük bir sansasyon yarattı. Gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları "Yağmurlar", "Bu Aşk Fazla Sana" ve "Fırtına" adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini "04 Nisan 1997 "de "İzmir Ege Üniversitesi "nde verdi ve büyük bir kalabalığa yaklaşık 6000 kişiye unutulmayacak dakikalar yaşattı. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı.

Tabii ki Şebnem'in yaşadığı çok büyük acılar da oldu. 1998 yılında ablası Aycan Ferah'ı yitirdi. Üzüntülü bir dönemin ardından 2.5 yıllık bir aradan sonra 24 Haziran 1999 Perşembe Günü ikinci albümünün ilk klibi "Bugün" müzik kanallarında boy göstermeye başladı ve tarih 30 Haziran 1999 Çarşamba yı gösterdiği zaman "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı ikinci albümünü yine sansasyonlu bir şekilde bizlere sundu. İlk albümünde olduğu gibi ikinci albümünde de İskender Paydaş ve Pentagram ekibiyle çalışan Şebnem yine herkesi üzerine yoğunlaştırdı. Çok samimi sözlerin üzerine sarılmış etkileyici melodiler yine hafızamıza kazınacak ve aklımızdan asla silinmeyeceklerdi. Albümün ikinci videosu "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" şarkısına geldi, klibin yönetmenliğini Hakan Yonat yaptı.

İkinci albümün ardından yine araya uzun bir stüdyo dönemi girdi. Bu arada acılar Şebnem'in peşini bırakmadı. 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminde Babası Ali Ferah'ı yitirdi. Acılarını hafifletmek ve yeni şarkılar üretmek için müziğe daha da sıkı sarılmayı tercih etti. Böylece 03 Ekim 2001 tarihinde "Perdeler" adlı üçüncü albümü yayınlandı ve yine büyük beğeni topladı. Bu sefer ki albümde Şebnem, İskender Paydaş ve Pentagram üyeleriyle değil de sahnede birlikte çaldığı müzisyenlerle çalışmıştı. Bu albümden ilk video , albümle aynı adı taşıyan "Perdeler" şarkısına çekildi. Klip, Türkiye standartlarının çok dışında ve oldukça güzel görüntüler barındırıyordu. Bu klipten kısa bir süre sonra "Sigara" şarkısı da , renkli cam da boy göstermeye başladı.

İki yıl aradan sonra, tarih 12 Mayıs 2003 Pazartesi Günü yeni albümünün ilk videosu "Ben Şarkımı Söylerken" müzik kanallarında dönmeye başladı. 15 Mayıs 2003 Perşembe Günü Kelimeler Yetse adlı muhteşem bir albümle Şebnem tekrar aramıza dönmüş oldu. İlk klibiyle kendinden oldukça söz ettirmeyi ve yine yeniden gündeme oturmayı başardı. Röportajlar, Tv programları derken kendini yoğun bir temponun içinde bulan Şebnem, bu yoğun temponun arasında albümünden 2 şarkıya daha video klip çekti.. Türkiye'nin bir çok şehrinde konserler verdi ve hala vermeye devam ediyor.

Albümlerinin dışında da Şebnem Ferah'ı pek çok farklı çalışmada görmemiz mümkün. Kimi şarkıcıya geri vokalleriyle, kimisiyle düet yaparak onlara eşlik etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok sanatçıyla beraber yardım konserleri vererek pek çok faaliyette bulunmuştur. Geri vokal yaptığı sanatçılar; Sezen Aksu, Sertab Erener, Levent Yüksel, Nilüfer, Demir Demirkan, Tüzmen, Yaşar Gaga, Ajda Pekkan, Özlem Tekin, Tarkan, Çelik, Teoman, Haluk Levent . Düet yaptığı sanatçılar; Müzeyyen Senar (Sarı Kurdelem Sarı), Polad Bülbüloğlu (Gel Ey Seher), Kargo (Kalamış Parkı), Teoman (iki yabancı).

Ayrıca Bülent Ortaçgil'e saygı albümünde bir Bülent Ortaçgil klasiği olan "Değirmenler" şarkısını da yorumlamıştır. Bu çalışmaların dışında ; "Little Mermaid "(Küçük Denizkızı) adlı çizgi filmde seslendirme yapmış ve soundtrackinde bulunan "O Dünyada" isimli şarkıyı seslendirmiştir. Toprak Sergen ve Aydan Şener'in oynadığı bir filmde ise, söz ve müziği Demir Demirkan'a ait olan "Ay Işığında Saklıdır" adlı şarkıyı seslendirmiştir. Bunun yanı sıra reklam jingle'larıyla da karşımıza çıkmıştır. Akbank reklamı, Tat Ketçap, Pepsi ve son olarak Fanta reklamıyla hem göze hemde kulağa hitap etmeyi başarmıştır.

gazete

.: Gazeteler :.

Tüm Gazeteler Akşam Cumhuriyet Birgün Bugün Dünya Fanatik Finansal Forum Fotomaç Fotospor Gözcü Güneş Hürriyet Milli Gazete Milliyet Posta Radikal Referans Sabah Star Tercüman Türkiye T.Daily News Vakit Vatan Yeni Asır Yeni Asya Yeni Şafak Zaman Tüm Yazarlar

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta
Sitene Ekle

 

tv de bugün
















TV'de Bugün

..:Kanallar:.. ATV CNBC-E CNN TURK Discovery FLASH TV FOX HABERTURK Kanal 7 Kanal D NTV STV SHOWTV STAR TRT1 TRT2 TRT3 TV8





televizyon izleyin


Kıraç`hayatı

 


1972 Yılında Kahramanmaraş'da doğdu. Öğretmen olan babasının görevi nedeniyle 10 yaşına dek Kahramanmaraş ve köylerinde yaşadı. 1982 yılında babasının tayini çıkınca ailesiyle İstanbul'a yerleşti ve eğitimine İstanbul'da devam etti.

Küçük yaşlardan itibaren müziğe karşı ilgi duyan Kıraç'a ilk desteği bağlama çalan babası verdi. Bağlama ile müziğe başlayan Kıraç'a ikinci büyük destek lisedeki müzik öğretmeni Refik Köksal'dan geldi. Müziğe olan ilgisini ve yeteneğini gören Refik Köksal Kıraç'a ilk gitarını hediye etti. 1990 Yılında liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarına girerek Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü kazandı. Öğrencilik yıllarında Taksim, Harbiye, Kadıköy'deki barlarda çalışmaya başladı. Lise yıllarında ilk beste ve söz çalışmalarını yapan Kıraç 1996 yılına geldiğinde ilk albümü için çalışmalara başladı. TMC Film Müzik Üretim ve Pazarlama A.Ş. ile anlaşan Kıraç'ın ilk albümü "Deli Düş" 1998 yılı Mayıs ayında çıktı. İlk albümden "Dağların Kadını", "Talihim Yok Bahtım Kara", "Ben Yolumu Bulurum" adlı parçalara klip çeken Kıraç kaliteli çalışmasıyla beğeni toplayarak ileriye dönük ilk yatırımını yaptı.

Birinci albümüyle Rock müzik dinleyicilerinin gözünde saygın ve sağlam bir yer edinen Kıraç 2000 yılının ilk günlerinde ikinci albümü "Bir Garip Aşk Bestesi" ile bir anda yüz binlerin beğenisini kazandı. İkinci albümden “Gidiyorum” , “Bir Garip Aşk Bestesi” ve “Karahisar” adlı parçalarına klip çekti.

“Bir Garip Aşk Bestesi” albümünün müzikseverlerle buluşmasının ardından üçüncü solo albümünün repertoar çalışmalarına başlayan Kıraç'ın bu arada TMC Müzik sanatçılarından Funda Arar'la birlikte 2001 Şubat ayında “Sevgiliye” adını verdikleri mini düet albümü çıktı. Ağustos ayında 3. solo albümünün repartuvar aşamasını tamamlayarak stüdyoya girdi.

Ağırlıklı olarak Kıraç şarkılarından oluşan “Zaman” albümünde söz ve müziği İskender Doğan'a ait “Kan ve Gül” Aşık Veysel'den “Derdimi Söylesem” ve iki de anonim türkü yer alıyor.

“Zaman” albümü 14 Aralık 2001 tarihinde müzikseverlerle buluştu. Kıraç bu abümündeki Endamın Yeter, Gönül, Yıllar Sonra, Kan ve Gül ve Zaman parçalarına klip çekildi. Kıraç diğer taraftan sevilen televizyon dizisi "Zerda"nın müziklerini yaptı. 2004 Mart ayında "Kayıp Şehir" isimli albümüyle sevenleriyle bir kez daha biraraya geldi.